7 Ağustos 2015 Cuma

ŞİMDİ VE BURADA!

Zaman, insanoğlu tarafından yaratılmış uçsuz bucaksız bir kavram.

Bir felsefe profesörü “Geçmiş, şimdi ve gelecek arasından bir köprüdür. Bir zincirin halkaları gibidir” diyor zaman için. Heraklietos da, “Bir kez yıkandığın nehirde bir daha yıkanamazsın” derken aslında zamanın akıcılığından ve durdurulmazlığından dem vuruyor. Çünkü sular akıyor, yerine başka sular geliyor. Buna benzer birçok tanım yapıldı, yapılıyor, yapılacak.

Biliyoruz ki zaman; elle tutup gözle göremediğimiz, kayıp gittiğini hissedebildiğimiz bir “şey”. Aslında hep yakındığımız bir şey. Şikayetlerimizin altında gizleniyor, “İşleri yetiştiremiyorum, zaman yetmiyor” diyoruz. Akıyor çünkü. Bazen tesellimiz oluyor, “Zaman her şeyin ilacı” diyoruz. Geleceğin umut dolu habercisi çünkü. Bazen de hayatımızın akışını teslim edebilecek kadar güveniyoruz ona, “Zamana bırakalım” diyoruz. Gösteriyor, öğretiyor, yaşatıyor, büyütüyor çünkü.

Tüm bunların ötesinde, bir insana verilecek en değerli hediye oluyor zaman bazen. Belki her zaman. Çünkü birine zamanınızı ayırdığınızda, hayatınızda bir daha asla geri alamayacağınız bir parçayı ona vermiş oluyorsunuz. Para, değerli hediyeler, eşyalar… diğer yanda, hayatı- nın bir kesitini bir insanla paylaşabilmek… Kısacası, nereden baktığımıza göre türlü türlü anlamlar yükleyebiliyoruz biz zamana.

Peki, zamanın neresinde yaşıyoruz? Şu an ’da mıyız, yoksa geçmişte yahut gelecekte mi? “Şimdi ve burada” yaşamıyorsak, ne yazık ki zamana teğet yaşıyoruz, zaman bizim dışımızda gelişiyor. O akarken biz duruyoruz. Şimdi’nin güzelliklerini kaçırmakla kalmıyor, bazen göremiyoruz bile. Geleceğe dair kaygılarımız, korkularımız, sorumluluklarımız, belirsizliklerimiz ya da geçmiş pişmanlıklarımız arttığında şimdi ve burada’dan uzaklaşıyoruz. Ancak gerçek dışı kaygılardan uzaklaştığımız ve ana odakladığımızda temas edebileceğimiz bir yer çünkü “şimdi ve burada”. 

Geleceğe dair duyulan kaygı öyle insani, normal ve doğal ki… Ama bir yandan da yaşanılan anı öylesine yıkıp geçebiliyor ki… Geleceği beklemek ve o uğurda yaşamak yerine, bugüne ve elimizdekileri en iyi şekilde kullanabilmeye odaklanmak gerekiyor bazen. Tabi ki gelecek planlarının, hayallerin ve umutların yaşantımızda her zaman bir ölçek olması gerektiği farkındalığıyla…

Bizi “Şimdi ve burada”dan biraz da “şimdi”nin ta kendisi uzaklaştırıyor. Günümüzün stresli ve aceleci hayat temposu çok sık yapıyor bunu. Çalışırken akşam bizi evde bekleyen sıkıntılarla yoruyoruz zihnimizin bir kısmını, yemek yerken işten bahsediyoruz, bazen bir film izlerken ya da kitap okurken dahi aklımızda ertesi günün planı oluyor. Zihin böyle çalışırken ne kadar an’da kalabiliriz ki? Ne kadar şimdi’yi yaşayabiliriz? Gelecekten korkuyor, daha iyi bir yarın için umut besliyor, geçmişteki bir ana özlem duyuyor ya da hayatta bulunduğumuz yerden şikayet ederken başka bir yerde olsaydım’ın değerlendirmesini yapıyoruz. Aslında sürekli kendimizden, şu an’dan ve şu an’da çözülmesi gerekenlerden kaçıyoruz.

Bugünü yaşamak yerine; zaman zaman geçmişi, zaman zaman da geleceği bugüne taşıyoruz. Bu öylesine düşünce biçimimiz haline gelmiş ki; otomatik bir biçimde, sanki doğal akışımız buymuşçasına yapıyoruz.

An’da kalmanın bir tarifi, reçetesi yok. Belki nerede durduğumuzun, zamanın hangi dilimini yaşadığımızın farkındalığıdır bizi an’a taşıyacak olan. Belki sadece “Ne olabilirdi” ya da “Ne olacak” yerine, “Ne oluyor” diyebildiğimiz anda anın içinde buluyoruzdur kendimizi. Şimdi ve burada olmak, bize yaşadığımız hayatı daha anlamlı kavramayı öğretiyor, farkındalığımızı arttırıyor.

Unutmayın, bugünü tekrarı yok.

İyi yaşanmış bir “şimdi”, geçmişe bırakılan bir “iyi ki”dir. 

“Şimdi” kötü yaşanamaz mı? Yaşanır elbet. O da geleceğe bırakılmış harika bir “tecrübe” olarak hayatımızda yerini alır.

Hepinizi olmanız gereken belki de en doğru yere, “şimdi”ye davet ediyorum.

Şimdi ve burada görüşmek üzere…

 An’da kalın, sevgiyle kalın.

Psk. Pelin Şen

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder