Medya diline, hatta belki birçoğumuzun hayatına Meryem Uzerli ile giren bu kavramı son zamanlarda sıkça duyar olduk. Çok kez tanımı yapıldı, magazin dergilerine manşet oldu. Medyatik bir hastalık olması nedeniyle çok kez “Zengin hastalığı” ya da “şımarıklık” şeklinde yorumlandı, aslında bazen çok da ciddiye alınmadı.
Tükenmişlik sendromu, çalışma hayatının getirdiği stresle beraber, maddi ve manevi doyuma ulaşamama ve bunun sonucu olarak da mesleğe karşı duyarsızlaşma ile baş gösteriyor. Kişi bu süreç sonunda kazanma isteğini kaybediyor, işinden soğuyor, kendine güveni azalıyor. Gergin, mutsuz, kızgın oluyor. Sosyal çevresinden uzaklaşmaya başlayan kişi, hiçbir şey yapmaya istek duymuyor. Tabi tüm bunlar motivasyonu ile birlikte iş başarısını da düşürüyor. İlerleyen safhalarında ise iş ve iş çevresine karşı olumsuz tavır alıyor.
Bu yazıda çoğuna değiniyor olacağım, ama Tükenmişlik sendromu ile ilgili bilgileri paylaşmadan önce vurgulamak istiyorum ki Tükenmişlik Sendromu sadece basit bir yorgunluk değildir. Şımarıklık hiç değildir.
Bedenimiz gibi ruhumuz da hasta olur ve Tükenmişlik Sendromu tedavi edilmesi gereken psikolojik bir hastalıktır.
Tükenmişlik Sendromunun Nedenleri
Belki de saymakla, alt alta sıralamakla bitmeyecek nedenlerden bahsetmeye çalışıyoruz burada. Genel olarak, Tükenmişlik Sendromu’nun tetikleyicilerini üç ana başlıkta toplayabiliriz.
Þ Rol Çatışması
Kişinin sorumlulukları birbiriyle çatışır ya da belki çakışır. Hani şu nereye koşacağımızı, yapılacak işlerin hangi birine yetişeceğimizi bilemediğimiz zamanlardan bahsediyorum. Kişi burada bir de her şeyi aynı anda ve eksiksiz bir şekilde yapmaya çalışıyorsa, yani mükemmeliyetçilik eğilimi varsa Tükenmişlik Sendromuna davetiye çıkarıyor diyebiliriz.
Þ Rol Belirsizliği
Kişi kendisine kariyer yolu çizmekte zorlanır. Belki bir rol modeli olmadığından, belki ne istediğinden emin olmadığından, belki de dışsal nedenlerden dolayı kariyer hedefinin sağlanamadığından varmak istediği yere gelemez. Burada kendini suçlamalar başlar, hiçbir şeyi başaramadığı algısı ve yanılgısına düşer. Sonrasını biliyorsunuz.
Þ Aşırı Yükselme Duygusu
Burada da kişinin “hayır” diyememesinden bahsetmek lazım. Yine her şeyi mükemmel yapma arzusu, kimsenin talebini reddedeme ve sonunda dağ gibi biriken, birbiri üzerine binen sorumluluklar… Nasıl tükenmesin?
Tüm bunların dışında, yani aslında kişinin kontrolü dışında gelişen faktörler de var elbette. Aşırı iş yükü, dinlenme zamanının az olması, liderlerin yetersizliği, yetersiz yönlendirme, zorlu iş ortamı, çalışanlar arasında destek ve sosyal ilişkilerin olmaması, sorumluluk-yetki uyuşmazlığı, motive edilememe, yöneticiden geri bildirim alamama ve daha saymakla bitmeyecek bir sürü faktörden bahsedebiliriz.
Peki, nasıl evrelerden geçeriz? Bir sabah uyandığımızda tükendiğimizi mi fark ederiz?
Unutmayın, tükenme süreci yavaş ve sinsice başlar.
¨ Şevk ve Coşku Evresi
Bu evrede kişi omuzlarındaki yükü ve bu yükten duyduğu rahatsızlığı fark ettikçe kendi gücünü daha fazla zorlayarak bu durumdan çıkmaya çalışır. Umutludur, enerjiktir. Kendine güvenir ancak kendi yapabileceğinden fazlasını başarmaya çalışır ve gerçekçi olmayan beklentilere girer. Mesleğini her şeyin önünde tutarak olumsuz koşullara dayanmaya çalışır. Genellikle kendine ayırması gereken zamanı da çalışarak geçirir. Enerjisi içten içe tükenmektedir ancak farkında olmaz. Bu süreç zaman geçtikçe daha da yorucu bir hal alır.
¨ Durağanlaşma Evresi
Bu evrede, birinci evredeki şevk, coşku ve umutta azalma olur. Kişi mesleği ile ilgili daha önceden üzerinde durmadığı sıkıntıları daha derinden hissetmeye başlar. İşten başka bir hayatının olmayışını, kendine zaman ayırmayışını sorgular hale gelmiştir artık. Verdiği çabanın karşılığını alamıyor oluşundan, karşılaştığı zorluklardan şikâyet etmeye başlar. Tüm bunlar ona duygusal olarak bir çöküşe doğru gittiğini anlatmaktadır.
¨ Engellenme Evresi
Aslında ikinci evrede hissedilenler kişide engellenmişlik duygusu oluşturur. Kişi karşılaştığı tüm zorluklar karşısında kendini güçsüz ve çaresiz hisseder. Kişi burada maladaptif (uyumsuz) savunma mekanizmaları geliştirirse (uyum bozucu savunmalar gibi) tükenmişliği daha da içinden çıkılmaz hale gelir. Bu dönemde kişide kaçınma davranışı da gözlemlenebilir. Yine kişilik özelliklerine de bağlı olarak ani öfkelenmeler, uyku bozuklukları, umursamazlık, şüphecilik, kaygı seviyesinin yükselmesi gibi belirtiler de görülebilir. Bu evrede kişinin gösterdiği belirtiler depresyon belirtileri ile oldukça benzerdir.
¨ Umursamazlık (Apati) Evresi
Tüm bu çabaların, duygusal çalkantıların boşa çıkması kişiyi umursamazlığa, tepkisizliğe iter. Kişi artık duygusal tepkiler vermekten kaçınmaktadır, derin bir umutsuzluk ve amaçsızlık içerisindedir. Hobilerinden, sosyal çevresinden, daha önce yapmaktan hoşlandığı hemen hemen hiçbir şeyden zevk alamaz olur. Bu dönemde istifalar, rapor ve izin alımında sıklık, sosyal çevresindeki kişilere karşı ilgisizlik ve görevini yerine getirmeme davranışlarına oldukça sık rastlanır.
Tüm bu nedenleri, evreleri bilmek bu süreci atlatmamızda bize kolaylık sağlar mı? Belki…
Tükenmişlik hissiyle başa çıkabilmek için:
· Öncelikle hissettiğiniz tüm olumsuz duygularla barışın, bir sorun olduğunu kabul edin.
Unutmayın, psikolojik rahatsızlıklar ve sendromlar da fiziksel rahatsızlıklar kadar normaldir.
· En başta bahsettiğim gibi, tükenmişlik sendromunu hafife almayın,
kendi kendine geçmesini beklemeyin. Burada kendinizle iş birliği yapmalısınız.
· Sorunları çözebilmek için problem odaklı hareket edin. Kendinizi suçlamak yerine kontrol
edemeyeceğiniz durumları kabullenin ve hiçbir şeyin dünyanın sonu olmadığını kendinize
hatırlatın.
· Zamanınızı iyi yönetin. Mümkün olduğunda özel hayatınıza iş hayatınızı taşımamaya çalışın.
Öğle aralarında ve mola saatlerinde iş konuşmamakla başlayabilirsiniz mesela.
Mesai saatinizle birlikte işle ilgili sıkıntılarınızı ertesi gün düşünülmek üzere masanızın
üzerinde bırakın.
· Sosyal hayatınızı ihmal etmemeye çalışın.
Bir hobiniz olmak zorunda değil, bir kursa gidiyor olmanız ya da düzenli olarak
aktivitelere katılıyor olmanız şart değil.
Bazen kulaklığınızı takıp temiz havada yürüyüş yapmak, çocuğunuz varsa
onunla oyun oynamak, arkadaşlarınızla bir kahve içmek ya da her şeyi bir kenara
bırakıp güzel bir film izlemek ruhunuza iyi gelir.
· Çalışırken birkaç dakika kendinize izin verin ve nefes alma, gevşeme hareketleri yapın.
Yoğun iş temposunda bile olsanız kocaman nefes alın, ciğerlerinizi oksijenle ödüllendirin.
· İçinde bulunduğunuz durumu ve koşullarınızı gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirin.
Hedeflerimiz mutlaka olacaktır, ama içinde bulunduğunuz şartlarda gerçekleştirmenizin
mümkün olmayacağı hedeflerden uzak durun.
· İş yerindeki rutin alışkanlıklarınızı değiştirin.
Arada farklı departmanlardan arkadaşlarınızla öğlen yemeği yiyin, şirket çevresinde
kısa yürüyüşler yapın.
· Her gün yeterli miktarda uyumaya çalışın.
Uzmanlar yeterli uykunun en az 8 saat olması gerektiğini söylese de bu herkes için farklı olabilir.
Uykuya ayırmanız gereken zamanı ciddiye alın.
· Sağlıklı beslenin.
Yoğun iş temposu beslenmeyi olumsuz etkileyebiliyor.
Yemeğe zaman ayırmamak vücut direncinizin düşmesine neden olur.
· Kendinize güvenin! Bugüne kadar neleri başardığınızı hatırlayın.
· En önemlisi, GÜLÜMSEYİN :)
Çünkü küçük bir gülümseme beyninize mutlu olduğunuzun sinyalini gönderir ve
vücudunuza endorfin salgılanmaya başlar.
Bu sayede gerçekten mutlu olmasanız dahi öyle hissedersiniz.
Kandırın beyninizi.
Psk. Pelin Şen