7 Mayıs 2015 Perşembe

Kemerlerinizi Takın, Güvenli Bağlanın...


Henüz tam olarak kanıtlanmamasına karşın anne ile bebek arasındaki ilk bağlanma ilişkisinin doğum öncesinde kurulduğu ileri sürülüyor. Bu nedenle doğum öncesinde annenin bedenindeki değişiklikleri kabullenip benimsemesi, olumlu duygularını doğmamış bebeğine aktarabilmesi bağlanmanın temelini oluşturuyor. Örneğin bu dönemde annenin karnını okşamasının, bebeği tensel olarak hissetmesinin güvenli bağlanma açısından oldukça önemli olduğu söyleniyor.
Anne-bebek ilişkisi doğumdan sonra daha büyük bir önem kazanıyor. Bebek dünyaya gözlerini açtığı anda büyük çoğunlukla ilk karşılaştığı insan annesi oluyor ve dünyayı algılayışını annesi ile yaşadıkları belirliyor.

Anne-bebek ilişkisi doğumdan sonra daha büyük bir önem kazanıyor. Bebek dünyaya gözlerini açtığı anda büyük çoğunlukla ilk karşılaştığı insan annesi oluyor ve dünyayı algılayışını annesi ile yaşadıkları belirliyor.

Peki, “Güvenli bağlanma” derken tam olarak kast ettiğimiz şey ne?

Güvenli bağlanmanın sağlanabilmesi için annenin (ya da bakım sağlayan kişinin) ulaşılabilir olması, bebeğin tepki ve ihtiyaçlarına duyarlı olması, bebeğin davranışlarına uygun tepkiler vermesi ve bebekle yakınlık kurması gerekiyor.   Tabi ki zaman zaman bebekle kurulan iletişimde aksaklıklar ya da kopmalar yaşanabilir. Güvenli bağlanma için esas olan bu gibi kopmalarda annenin ilişkiyi tamir etme becerisine sahip olmasıdır.

Burada en kritik nokta, annenin bu durumdan çocuktan daha az etkilenmesidir. Çünkü ne yazık ki kaygılı anne kaygılı çocuk demek oluyor çoğu zaman. Anne sorunu nasıl anlamlandırırsa çocuğa o şekilde sunmuş olur. Aslında anne dünyayı nasıl algılarsa, çocuğun edinimleri de bu çerçevede olacaktır.


Anneyi bir liman olarak düşünürsek; çocuk hem bu limanda güvendedir, hem de limandan uzaklaşıp çevreyi keşfetme cesaretine sahiptir. Bir sorunla karşılaştığında limanına dönebileceğinden ve annesinin onu orada beklediğinden emindir. Örneğin, bir çocuğun kreşe ya da anaokuluna uyum sağlama sürecinde annesiyle güvenli bağlanma oluşturabilmiş çocuk, annesinden ayrılmasına tepki gösterse dahi sahip olduğu güven ilişkisi annesinin geri döneceğine dair endişe duymasını engeller. Bu nedenle terk edilmişlik duygusuna kapılmaz, alışma süreci ebeveyni ile güvenli bağlanma kuramamış çocuklara oranla daha kolay olur.
 

 Çocuk korktuğunu, endişelendiğini, mutlu olduğunu, üzüldüğünü, kaygı duyduğunu tek başına adlandırıp anlamlandıramaz. Bu duygular anne-baba tarafından çocuk için adlandırılır ve onun kendilik algısı içinde yerini bulur. Dolayısıyla anne, henüz dil gelişimi tamamlanmamış olan çocuğun sözsüz tepkilerini doğru okumalı ve adlandırmalıdır.

Örneğin bebeğin sıkıldığını fark eden annenin yapması gereken bebeği televizyonun karşısına oturtup oyalamak yerine; ses tonu, bedensel yakınlığı ve onu anladığını gösteren ifadesiyle durumu anlamlandırmaktır.

Tüm bunları deneyimlerken, çocuğa verilen mesajlar da oldukça önem taşıyor. Benim çok sevdiğim ve doğruluğuna sonsuz inandığım bir sözü var profesör Jinnot’un, der ki “Çocuklar donmamış beton gibidir, üzerine ne düşse izi kalır”. Sanırım ebeveynlik mottomuz olabilecek değerde :)

Bir de Jinnot’un kendi çocukluğundan bir deneyimini sizlerle paylaşmak isterim.

Amerika’da bir mucit profesöre, kendisini diğer insanlardan farklı kılan şeyi sorup, başarısının sırrını söylemesini ister. Profesör çok ilginç bir cevap verir.

“Başarımın sırrı annemin 6 yaşımdayken bana takındığı bir tavırdır. 6 yaşımdayken buzdolabından süt alırken süt şişesini düşürüp kırdım. Annem olayı görünce beni dövmedi, kızmadı. ‘Aaaa Henri sütten ne güzel bir göl oluşturmuşsun. Bu gölde benimle biraz oynamak ister misin?’ dedi. Bir süre oynadıktan sonra annem; ‘Biliyor musun Henri, herkes kendi yaptığı şeyleri kendisi toplamalıdır. Şimdi bu süt gölünü temizlemek için benden sünger mi istersin, havlu mu?’ diye sürdürdü konuşmasını.

Elimden geldiğince dökülen sütü temizledikten sonra annem beni bahçeye çıkardı. Süt şişesinin, düşürmeden nasıl taşınacağını bana gösterdi. Bu olay benim diğer insanlardan farklı olmamı sağlamıştır.”

Çocuğunuzun süt gölü yarattığında da sizin yanında olduğunuzu ve sizin tarafınızdan sevildiğini hissetmeye ihtiyacı olduğunu unutmayın.

Küçük dokunuşlarınız çocuğunuzun hayatında büyük etkiler yaratır.

Annelik bir yolculuktur.
Kemerlerinizi takın, güvenli bağlanın ve bu eşsiz yolculuğun tadını çıkarın.






Psk. Pelin Şen




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder