Eve gelse;
Anne ile evladının arasını açıyor.
Severek evlenen insanları canından bezdiriyor.
Babayı evlat düşmanı yapabiliyor.
İş yerine gelse;
Patronunuzu size düşman gibi gösteriyor.
Mesai arkadaşlarınızın sizi küçümsediğini düşündürtüyor.
İşverenseniz, çalışanlarınızın işi yavaşlattığını düşündürüyor.
Okula gelse;
Öğretmeni çileden çıkarıyor.
Öğrencilerin arasında kavgayı, saldırganlığı kol gezdiriyor.
Küçük çocukların sayısız darp almalarına neden oluyor.
Bu misafiri kabul eder misiniz?
Onu evinize almak ister misiniz?
Kim ister ki?
‘Öfke’ öyle bir misafir işte!”
Diyor Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu
Hepimizin sık sık hissettiği ve aslında hissedilmemesi durumunda anormal karşılanabilecek bir kavram öfke. Hayatımızın içinde, hayatımızın birçok anında… Peki, öfkemizin ne kadar farkındayız? Öfke olarak adlandırdığımız şey aslında ne?
Öncelikle öfkenin yalnız kahraman olmadığını belirtmek lazım. Hiçbir duygumuz tek başına yaşanmaz, öfke de öyle. Sevinçlerimizin içinde kaybetme endişesi, üzüntülerimizin içinde bir miktar umut, korkularımızın içinde de biraz merak vardır. Peki, öfke kadar güçlü bir kavramın içinde ne olabilir?
Öfke bizim joker duygularımızdandır. Her duyguyla karışır, her duyguda parmağı vardır, hatta zaman zaman başka bir duyguyu “öfke” şeklinde adlandırırız. Duygularımızı adlandırmayı çocuklukta öğreniriz. Eğer duygularımızı sağlıklı bir şekilde yaşayamıyorsak ve adlandıramıyorsak, büyük ihtimalle joker desteğine daha sık başvuruyoruzdur.
Öfkeyi besleyen bir başka duygu da korkudur. Biz toplum olarak duygularımızın yerine öfkeyi joker duygu yapmaya meyilliyiz. Pazarda kaybettiği çocuğunu bulan anne, sarılıp öpmek yerine tokat atar. Eminim hepinize tanıdık gelen bir örnek bu. Altında yatan süreç, çocuğunu kaybetme korkusunun oluşturduğu öfkedir.
Kendinize sık sık sorun, “Bu neyin öfkesi? Aslında tam olarak ne hissediyorum?”… Öfkeyi anlamanın en iyi yolu onun etkileşim halinde olduğu diğer duyguları anlamaktan, kendi duygularımızı doğru adlandırmaktan geçer.
Öfke ile ilgili yapılan araştırmalar, öfkenin bazı temel özellikleri olduğunu söylüyor. Bu özelliklerden en sık karşılaşılan üç tanesini inceleyelim.
1- Öfke ‘an’ı temsil etmez!
Her öfkenin bağlantılı olduğu başka bir olay vardır. Şimdi en öfkelendiğiniz anı düşünün. Ne olmuştu? Hissettiğiniz öfkenin yalnızca o anla ilgili olduğunu söyleyebilir misiniz? Yoksa bir birikim miydi? Altında ne yatıyordu? “Bardağı taşıran son damla” mıydı?
Odasını toplamadığı için çocuklarına öfkelenen bir anne düşünelim. Bu anne büyük ihtimalle günlerdir, hatta aylardır biriktirdiği öfkesinin patlamasını yaşadı. Aslında hissettiği öfke o anı temsil etmiyordu. Hatta belki de eşine sinirlendiği için o gün odanın toplu olmaması onu her zamankinden daha çok rahatsız etti.
Yaşanan her problemde alınacak, kırılacak, üzerimize alınacak, olayı kişiselleştirecek bir şey bulabiliriz. Bu durum nelere yol açabilir? Yine örnekle açıklayalım.
Evden çıkarken kızına montunu giymesini söyleyen bir anne düşünelim şimdi de. Kızı da ergenlik çağında olsun. Kızı montunu giymeyi reddedince annenin hissettiği ilk duygu “Bu çocuk beni dinlemiyor”, “Beni adam yerine koymuyor” olacaktır. Kızının ergenlik çağında olduğunu unutmuş, özerlik ihtiyacı nedeniyle kendi isteklerini gerçekleştirme arzusunda olabileceğini gözden kaçırmıştır. Çünkü olay artık kişiselleşmiştir.
3- “Eyvah, kontrolümü kaybediyorum!”
Endişe-öfke çatışması ile bir kez daha karşı karşıyayız. Öfkenin altında sıklıkla görülen endişe, kontrolü kaybetme endişesidir.
Az ya da çok, hepimizde kontrol arzusu vardır. Hayatta başımıza her an her şeyin gelebileceğini, ne yaparsak yapalım kendi hayatımız üzerinde bile yüzde yüz kontrolümüz olamayacağını biliriz belki ama bunu düşünce sistemimize kolay kolay yansıtamayız. Başımıza gelen aksilikler ya da işlerin istediğimiz gibi gitmemesi bizim kontrolü kaybettiğimiz anlamına gelmez.
Sevgilisi randevuya geç kalan bir kadının “Sanırım bana olan duyguları eskisi gibi değil, ilk zamanlar beni bu kadar bekletmezdi.” diye düşünmesi, sevgilisinin üzerindeki kontrolü kaybetmesinden duyduğu endişeyi gösterir. Oysa bir insanı kontrol etmeye çalışmak, ya da yaşanan küçük bir aksilikte ilişkiye dair genel çıkarımlarda bulunmak, bunu kişiye atfetmek kendimizi kışkırtmamıza, içimizde zorla öfke oluşmasına yol açar.
Öfke konusunda yapılmış yüzlerce araştırma, söylenmiş milyonlarca şey var. Ben bu yazımda daha çok duygu farkındalığı kısmına odaklanmayı tercih ettim.
Öfkemizi analiz etmeye çalışırsak, altındaki gerçek nedenleri görmemiz daha kolay olabilir. Genellikle gerçek nedene ulaşınca o an vereceğimiz tepkinin fazla ve gereksiz olduğunu fark ederiz. Hem kendimizi, hem ilişkilerimizi, hem de duygu durumumuzu olası zararlardan korumuş oluruz.
Öfkenizle bağlantılı olabilecek geçmiş yaşam deneyimlerinizi keşfedin. Bugünün öfkesini, bugünkü olayla sınırlı tutmayı başarabilirsek yaşanacak krizlerin önüne geçebiliriz. Olayların ardında geçmiş yaşantıları da eklersek altından kalkmamız mümkün olmaz.
Öfke herkesten önce kişinin kendisine yüktür. Kendinize yüklenmeyin :)
Psk. Pelin Şen






Hiç yorum yok:
Yorum Gönder