Karne zamanı geldi! Karne günü demek kimi çocuk için mutluluk, sevinç demekken kimi çocuk için kaygı, hüzün, hatta öfke ifade edebiliyor. Kuşkusuz bunun en önemli kaynağı ebeveynlerin karnelere yükledikleri anlam ve bu süreçte verdikleri tepkiler. Ne yazık ki karne notlarının düşük olması, ebeveynleri tarafından çocuğun her alanda başarısız algılanmasına yol açabiliyor zaman zaman. Peki ne yapılabilir?
Çocuklarınıza başarıyı o kağıt parçalarının temsil etmediğini ve edemeyeceğini hatırlatın. Ama önce kendiniz buna inanın. Karne notları yüksek olan çocuğunuzun hayat boyu başarılı olacağını, iyi bir işi olacağını varsaymak yanılgıdır. Mutlu olacağını varsaymak daha büyük bir yanılgıdır. Notları düşükse ondan "adam olmayacağını” düşünmekse yanılgıların en büyüğüdür.
Çocuğunuzun hayalini süsleyen meslek ne olursa olsun; ilk hedefinin mutlu olmak, sevdiği işi yapmak olması gerektiğini anlatın. Her anne/baba çocuğunun başarılı olduğunu görmek ister. Başarılı bir doktor, avukat, mühendis mesela… Ancak bu isteklerinizi ifade etme şeklinizin çocuğunuzun kendi yolunu bulmasında bir engel teşkil edebileceğinin farkında mısınız?
Bir arkadaşım var, Burcu. Babası Hakim, annesi ev hanımı. Burcu kendini bildi bileli “Benim kızım hakim olacak” cümlesiyle büyüyen, mükemmeliyetçi bir babanın kızı olmasının da etkisiyle öğrencilik hayatının her dönemi çok parlak geçen bir kız. 95 aldığında önce “Neden 100 değil?” diye, daha sonra da “100 alan var mı?” diye sorgulanan, genellikle de 95 yerine 100 alabilmeyi başarabilen bir kız. Sıkıntı yok (!).
Yıllar geçti, üniversite sınav yılı geldi çattı. Sonuçlar açıklandığında arkadaşımın Ankara Üniversitesi Hukuk fakültesini kazandığını öğrendik. Aile mutlu, gururlu… Aile şimdiden kızına “Hakime hanım” diye hitap etmeye başladı, kızını çoktan mahkeme salonunda kırmızı yakalı cübbe içerisinde hayal etti bile. Burcu ne mi hissediyordu? Ne hissedecek canım, herkesin hayalini kurduğu bir bölümü kazandı. Hakim olacak! Ailenin durduğu yerden bakınca kızlarının mutlu olmaması için hiçbir sebep olamazdı.
Hazırlıklar yapılıyor, yurtlar araştırılıyor, ilk yılın ders programına kadar her şey babanın kontrolü altında. Bu hikayede gözlerinin içi ışıldamayan tek kişi Burcu. Çünkü aslında Hukuk okumak, hakim olmak, yıllarca şehir şehir gezmek istemiyor. En azından “Hukuk okusam ama avukat olsam?” diyor, ne yazık ki bunu da babasına yüksek sesle söyleyemiyor. Çünkü söylerse babası “üzülecek”, “hayal kırıklığına uğrayacak”. Sonuç olarak Burcu, ailesinin beklentileri ve mutluluğu için kendi isteklerinden vazgeçiyor. Bir gün soruyorum, “Peki, ne okumak isterdin?”. Tek kelimeye sığmış kocaman bir hüzün görüyorum cevabında: “Bilmiyorum”. “Çünkü ne olmak istediğimi düşünme şansım olmadı. Hukuk okumak dışında başka bir seçeneğim olmayacağını biliyordum, hiç düşünmedim, düşünemedim.”
Yetişkinliğe adım atarken seçimler yaparız, hatalar yaparız, dönemeçlerden geçeriz. Fırsat verilirse, bu kadar genç yaşta da bir insan isteklerinin farkına varabilir. Dediğim gibi, her ebeveyn çocuğunun başarılı olduğunu görmek, bu gururu deneyimlemek ister. Ama daha önemli olan onun mutluluğudur. Bırakın sizin hayalinizdeki meslek, sizin onu görmek istediğiniz yer hayalinizde kalsın. İsteklerini fark ederek (kaç yaşında olursa olsun) ve onların peşinden giderek kendisi için en doğru yolu çizebileceğine inanın. Daha önemlisi, buna inandığınızı ona hissettirin.
Çocuğunuza seçim hakkı tanır, kendi istekleri doğrultusunda yürüme özgürlüğü verirseniz mutluluk da başarı da kendiliğinden gelecektir.
Şimdi sakince karnelere yüklediğiniz o büyük anlamı bir kenara bırakın :)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder